tapu

OZET:  Somut olayda her ne kadar davacılar davaya konu taşınmazda 1/4 er hisselerinin bulunduğunu, dahili davalı A.Ç’a para ödenmesine rağmen taşınmazdaki A.Ç hissesinin davalılar İ ve S’e devredildiğini beyan etmişler, davalıların yargılama esnasındaki beyanları ve tanık ifadeleri de bu hususu kısmen doğrulamakta ise de, dahili davalı A ile davalılar İ ve S arasında resmi şekilde yapılan satış sözleşmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacıların ödedikleri bir para var ise bunu para ödedikleri kişi ya da kişilerden alacak davası yoluyla isteyebilecekleri, davacıların böyle bir talebinin de bulunmadığı, taraflar arasında inanç sözleşmesi ve gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi yapıldığına ilişkin bir iddia veya delilin de olmadığı, tapu iptali ve tescil davasının şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

GEREKÇELİ KARAR

DAVA : Tapu İptali Ve Tescil

KARAR TARİHİ : 01/10/2013

Mahkememizde görülmekte bulunan Tapu İptali Ve Tescil davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacılar, 11/06/2012 havale tarihli dilekçeleri ile … ili … ilçesi … mahallesi … ada … parsel sayılı taşınmazdaki dahili davalı A.Ç’ye ait hisseyi, A’nın damadı V.A’dan aldıklarını, kardeşlerin en büyüğü olan M.Y’nin pazarlığı yapıp paranın tamamını ödediğini, satın alınan kısmın 1/4 er hisseli olarak M. Y, İ. Y, S. Y ve H. Y adına tapuya kaydedilmesi konusunda anlaştıklarını, satın alınacak olan kısmın 400 m2 fazla çıkması nedeniyle kendilerinden … TL daha istendiğini, o an için paraları olmadığından tapuyu alamadıklarını, aradan zaman geçtikten sonra davalılar İ ve S’nin kendilerinden habersiz olarak A.Ç’ye hileli yollarla başvurarak tapuyu adlarına aldıklarını, aradan bir müddet geçtikten sonra S’nin kendi hissesine düşen 1.104,20 m2 lik hissesinin davalı N D’ye sattığını, İ’nin de taşınmazdaki hissesinin bankaya ipotek ettirdiğini, hisselerinin verilmesi için başvurduklarında İ’nin kendilerini oyaladığını, ancak sonrasında hisselerini vermediğini belirterek 1.104,02 şer m2 lik kısımların adlarına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmişler, yargılama aşamasında davacılar kendilerini vekil marifetiyle temsil etmişlerdir.

Davalılara usulüne uygun tebligat yapılmış, önceki malik A.Ç ve davalı N’nin payını devrettiği S.D davaya dahil edilmiş, davalılardan İ.Y kendisini vekil marifetiyle temsil etmiş, dahili davalı A haricindeki davalılar ve dahili davalı davanın reddini talep etmişlerdir.

Davaya konu taşınmazın tedavüllü tapu ve satış evrakları Tapu Sicil Müdürlüğü’nden celp edilerek dosya içerisine alınmıştır.

Davaya konu taşınmazda davalılardan İ.Y’a ait hisse üzerine bu payın üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmuştur.

Davalı İ vekili 27/11/2012 havale tarihli dilekçesi ile davacıların bu davayı açmakta aktif dava ehliyetlerinin olmadığını, tapu iptali ve tescil davasının ayni hakları zedelenen kişiler tarafından açılabileceğini, somut davada ise davacıların dava konusu taşınmaz üzerinde hiçbir ayni haklarının bulunmadığını, davacıların para ödemiş olmaları halinde ancak kendilerine tapuda devir yapılmadığı iddiaları nedeniyle eski malik A.Ç’ye karşı alacak davası açabileceklerini, paranın kim tarafından ve ne şekilde kime ödendiğinin bu davanın konusu olmadığını, kaldı ki alacak davası bakımından da davacıların herhangi bir yazılı belge sunmadıklarını, tanık deliline başvurduklarını, HMK’nun 200. Maddesi gereğince belirli bir miktarın üzerindeki alacak iddialarının ancak senetle ispat olunabileceğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Tanık NY mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde; bildiği kadarıyla davaya konu taşınmazın H, M, İ ve S’ye ait olduğunu, dördünün de payı olduğunu, taşınmazın İ tarafından A.Ç’dan devralındığını, S’nin taşınmazın 1/4 ünü kendi adına kaydettirip sonrasında ND’ye sattığını, S’in, İ’e, diğer kardeşleri olan H ve M’in paylarını vermesi gerektiğini söylediğini bildiğini, ancak İ’in bu payları neden devretmediğinin bilmediğini, A Ç’ın kendisine, kalan parayı İ ve S’nin ödemesi nedeniyle tapuyu bu ikisine vereceğini söylediğini, taşınmazın bedeli konusunda H ve M’in para verip vermediklerini bilmediğini beyan etmiştir.

Tanık S D mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde özetle; taraflar arasındaki anlaşmaya ya da anlaşmazlığa ilişkin bilgisi olmadığını beyan etmiştir.

Tanık MY mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde; Bir gün davalılardan İ’nin kendisinden tapuda şahitlik yapmasını istediğini, taşınmazın tapusunu kendi adına aldıktan sonra diğer kardeşlerinin paylarını devredeceğini söylediğini, bildiği kadarıyla İ’nin taşınmaz ile ilgili bedelin arta kalan kısmını ödediğini, davacıların paylarının neden devredilmediğini bilmediğini, İ’nin arsa sahibinin hasta olduğunu, kardeşlerinin de köyde bulunduğunu belirterek bir an önce taşınmazın tapusunu almak istediğini beyan etmiştir.

Tanık K.B mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde; taraflar arasındaki anlaşmazlığa ilişkin herhangi bir bilgisi olmadığını beyan etmiştir.

Tanık V.A mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde; önceki malik A’nın damadı olduğunu, A’in davaya konu taşınmazı satması için kendisine vekalet verdiğini, bu vekalete istinaden arsayı satın alması için davacılardan M’ye teklif götürdüğünü, M’nin bu teklifi kabul ettiğini, taşınmazın 4 dönümünün parasını kendisine ödendiğini, ancak 400 m2 lik kısmın parasının ödenmediğini, bu nedenle tapuda devir işlemini gerçekleştiremediklerini, sonrasında A’nın, kendisini vekillikten azlettiğini ve bu taşınmaz ile ilgilenmeyi bıraktığını, sonrasında ne olup bittiğini bilmediğini, MY’nin taşınmaz ile ilgili olarak pazarlık yaparken taşınmazı dört kardeş adına aldıklarına dair birşey söylemediğini, ancak kardeşlerin en büyüğü olması nedeniyle diğer kardeşleri adına hareket etmiş olabileceğini beyan etmiştir.

Tanık E.B mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde özetle; duyduğu kadarıyla söz konusu taşınmazın dört kardeş tarafından ortak alındığını, ancak bu taşınmazdaki 400 m2 lik kısmın parasının İ tarafından ödenmesi nedeniyle 3 dönümlük kısmın İ, 1 dönüm kısmın ise S adına kaydedildiğini, İ adına kayıtlı olan 3 dönümlük yerde davacılar H ve M’nin de paylarının olduğunu beyan etmiştir.

Tanık M.B mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde; olaya ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını beyan etmiştir.

Tanık K.K mahkememiz huzurunda alınan ifadesinde özetle; davaya konu taşınmazın satın alındığı dönemde dört kardeşin de birlikte olduğunu, köyde aynı evde yaşadıklarını, duyduğu kadarıyla söz konusu yeri dört kardeşin ortak aldığını, ancak parayı arsa sahibine M’in ödediğini, İ ve S adına neden kaydedildiğini bilmediğini beyan etmiştir.

Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; 4721 sayılı TMK’nun 706. maddesine göre taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Davaya konu A… ilçesi İ… mahallesi 435 ada 23 nolu parselin tedavüllü tapu kayıtlarının ve satış evraklarının incelenmesinde; 13/07/2010 tarihli resmi senetle dahili davalı A Ç’ın, taşınmazdaki 1/6 hissesinin 1/24 hissesini 827,50 TL bedelle S Y’a, 3/24 hissesini ise 2.482,50 TL bedelle İ Y’a sattığını, satış bedelini nakden ve tamamen aldığını beyan ettiği görülmüştür. Tapu iptal ve tescil istemine ilişkin davalar ayni hakka dayalı olarak istenebilir. Somut olayda her ne kadar davacılar davaya konu taşınmazda 1/4 er hisselerinin bulunduğunu, dahili davalı A.Ç’a para ödenmesine rağmen taşınmazdaki A.Ç hissesinin davalılar İ ve S’e devredildiğini beyan etmişler, davalıların yargılama esnasındaki beyanları ve tanık ifadeleri de bu hususu kısmen doğrulamakta ise de, dahili davalı A ile davalılar İ ve S arasında resmi şekilde yapılan satış sözleşmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, davacıların ödedikleri bir para var ise bunu para ödedikleri kişi ya da kişilerden alacak davası yoluyla isteyebilecekleri, davacıların böyle bir talebinin de bulunmadığı, taraflar arasında inanç sözleşmesi ve gayrımenkul satış vaadi sözleşmesi yapıldığına ilişkin bir iddia veya delilin de olmadığı, tapu iptali ve tescil davasının şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın REDDİNE,(dair) verilen karar açıkça okunup usulen tefhim kılındı. 01/10/2013

 

322 views